serzeniş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
serzeniş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2010 Salı

K.i.s.d e yorum olacaktı yazı oldu...

Bugün "Turuncu ve Mavi" nam-ı diğer K.i.s.d (hatta kisdcan) komşuluk üzerine yazmış.Ben de yorum yapmaya kalkıştım, bi ton olunca yazmaya karar verdim.

Şimdilerde kayınvalidemlerin eski evinde oturuyorum.Buraya taşındığımda kayınvalidemin komşuları otomatik olarak benim de komşum oldular.Kendimi şanslı görüyorum.Kapı komşumuz oğluma bakmayı kabul etti.Eşim askere gidince ben gönül rahatlığıyla tek başıma kalma fırsatı yakaladım vs....

Ama son bir aydır her hafta 2 kere alt daireden sopayla dürtülüyoruz.Tanışıyoruz kendisiyle, ortak platformlarda bulunmuşuz daha önce:P...Bu dürtme eylemi nereden geliyor? Yoksa bir Facebook'un içinde yaşadığımızı mı düşünüyor?

Bir kez akşam 10'da, bir kez de sabah 9'da dürttü...E kapıda bacada yakalayıp kibarca rahatsız olduğumu ama rahatsız ediyorsam da özür dilediğimi falan söyleyemeden bir Cumartesi öğlen 2'de dürttü yine sopayla.

Tabi ben de sinirlendim, hastan yok, bebeğin yok, saat geç ya da erken değil, öyle üzerinde kendimizi yerden yere de atmıyoruz be kadın, bu ne şimdi?

Ben de tutamadım kendimi, tepindim üzerinde.Biraz da bağıra bağıra söylendim.Duymuş olacak ki beni her gördüğünde yüzünü çeviriyor.Üzülüyorum aslında böyle medeniyetsiz bir şekilde anlaşmaya çalıştığımız için ama o başlattı kusura bakmasın:(

Sevgili Doğan Cüceloğlu şöyle der: "İnsanlar toplu taşıma araçlarında bebek sesine tahammül edemiyorsa aslında sıkıntı bebekte değildir.Sıkıntı bebek sesine tahammül edemeyen insandadır." ya da bunun gibi bir şey...

Ufacık bir çocuğun koşturmasına dayanamadı komşum.Haksızdı, ben de haksızım bir türlü inip güzelce anlatamadım derdimi.İletişimsizlik ne zor.Ama en zoru tahammülsüzlükte sanırım.

Ev alma komşu al diye boşuna dememişler.

7 Ekim 2010 Perşembe

En Soğuk Kış Diyorlar

Kış kapıda, kapıdan girdi bile.3 gündür kombiyi açmamak için direniyordum.Dün kayınvalidem, oğlumun yüzündeki sümükleri görünce açıp kaçmış.Ben de daha fazla inat edemedim...

Bu sene 1000 yılın en soğuk kışı olacakmış, buzullar tepemize tepemize eridiğinden.Zaten 1000 yıl önce de Buz Devri yaşanıyordu.Geçen senelerde giyilmediği için evin ücra köşelerine sıkıştırdığım gocuk, kalın kazak ve boğazlıları bulmam lazım.2 senedir boğazlı kazak bile giyemez olmuştuk, heryer kombi,klima vs.Bu sene de tüm maaşı doğalgaza yatırırız,aman ne güzel...

Oğlum ve kendim için de kalın çorap arayışına girmeliyim.Bayılırım ben renk renk çoraba:)


Çoraplara bakarken şu blogda bir de kalemlik farkettim.Geçen sene ben de yapmaya çalışmıştım.Bu çok daha profesyonel ve kullanışlı olmuş.Hazır makineyi ortaya çıkarmışken bir tane daha mı yapsam acaba?


Bu harikası!

Bu da çakması

6 Ekim 2010 Çarşamba

Ünlü Anneler

Annelik üzerine söylenebilecek çok sözüm var, anneliğin herkes için değişkenliğini unutmadan.Anne olduktan sonra yaratıcılığım arttı, yalan değil.Bu özelliğimi annelik olgusu üzerinde evirip, çevirdim mi?Evet yaptım.

Bugün okuduğum şu röportaj bana bunun neden böyle olduğunu sorgulattı.

Neden anne olduktan sonra bu olgu üzerine fazla düşer oldum? Neden her yaptığıma çocuğumu da ekledim?

Yahu, çocuğum benim bir parçam değil mi?Anne olduktan sonra ona ve hayata bir kez daha aşık olmadım mı?Bu aşk, baktığım her çerçevenin yavrumsuz eksik kalacağını hatırlatmadı mı bana?

Oğluma aşığım.Ondan farklı bir kimliğim, farklı zevklerim var biliyorum ama onsuz tat vermiyorlar hiçbir şey artık.O yüzden ünlü ya da ünsüz herhangi bir annenin çocuğu üzerinden prim yapmaya çalışmasını idrak edemem.Kimse için böyle birşey düşünemem.Bunu düşündürtmek septik ve duygusuz insan yapısına katkıda bulunmaktan başka işe yaramaz.

Doğru düzgün röportajlar verebilmek de bir meziyettir sonuçta!!!

21 Eylül 2010 Salı

Bizim Suçumuz Ne?

Biraz önce linkini verdiğim yazı kaldırılmış.

 
Mehveş Evin tecavüz sahnesinin reyting alacağını düşünerek diziyi 3 gün içinde 4 kere yayınlamalarının bu tip bir olayın normalleştirilmesinden yakınmıştı.Gerçek Fatmagül'lerin varlığını hatırlatarak, Hülya Avşar ve Beren Saat'in oyunculuklarının ekranlarda kıyaslanmasının, o insanları ne kadar acıtacağından bahsetmişti.


Sahte demokratik söylemlerinin kendi yazarlarına yaptıklarıyla örtüşmediğini bir kez daha gördük.

İzlemem işte...

Bitti.Evde bu konuyu konuşmama kararı aldık.Bu dizi bir daha izlenmeyecek.Mehveş Evin yazmış, daha bir çokları yazıyor, insanlarda yarattığı etki, çocuk ve genç gelişiminde açabilecek yaralar, ahlak sınırları vs. sessiz kalacağım ben ama tepkisiz kalamayacağım,izlemeyeceğim.Günde 5 kere versinler izlemeyeceğim gerekirse o kanalı Tv'nin kanal listesinden çıkaracağım.Hıhh!

Bunu okuyun açık ve net...

14 Eylül 2010 Salı

Ben Ezel'den beri ve gak guk

Şimdiii...

1. Dün akşam Ezel vardı malumunuz, devlet meselesi.Son sahnede Kıvanç Tatlıtuğ görününce bütün bayanların bir "wuuuuu..." çektiğini düşünüyorum.Nam-ı diğer Behlül'e odaklanırken biz, Ramiz Dayı arkadan haykırıyordu."Kızıma yaptırmam,yaptırmam".Çok acıklıydı cidden, ne yaptırmayacak acaba?:P...

2.İnsan beşerdir şaşar derler.Bildiğimizi sandığımız konularda uzman görüşü sunmak hadsiz olur.Okuyucuyu yanlış yönlendirmek olur.Mazallah toplum içerisinde oynattığın çakıl taşı büyük kayaları yerinden oynatır, sonuçlarına sen bile inanamazsın.Yanlış bilgiden korkarım.İnternet yanlış bilgiyle dolu.O yüzden mümkünse kimse "çok biliyorum" ezgileriyle dolaşmasın.Konusunda uzman olduğunu söyleyenlerin bile yetersiz kaldığı bir dünyada yaşıyoruz, unutmayalım.

3.Uyduruk hikaye'de izleyici sayısı arttıkça uyduramadığımızdan şikayetçiyiz.Baskı oluşuyor üzerimizde, saçmalama isteğimiz törpüleniyor:)Saçmalamayı seviyoruz biz, ciddi birşey beklenmesin.Hikayenin ortasından Behlül çıkabilir.Ezel'de oluyor da, biz de niye olmasın.

4.Dün yine okuduğum bazı yorumlar beni çileden çıkardı.Siyaseti sevmem, yapanı da etrafımda barındırmam.Ülkemi severim, milliyetçi tavırlar sergilerim çoğu zaman.Ama internette denk geliyorsun mutlaka, torba değil büzemiyorsun da.Ülkenin gidişatını beğenmeyip yurt dışında yaşama planları yapanlar oluyormuş, vah benim göğsünü siper edecek milletim, sıksan şüheda fışkıracak toprağım, kimlere emanetsin sen.

5.Maddeleri seviyorum.Maddeli konuşmayı da, o yüzden 5. maddeyi açtım.Ama herhangi bir amacı yok, öylesine...

1 Eylül 2010 Çarşamba

Bazen insan kendini işe yaramaz hisseder.Bazen çaresiz, umutsuz, kötü...

Bugün hepsini hissediyorum.

Başkalarına muhtaç kalma fobisi iliklerime kadar işlemişken, her seferinde bu olguyla sınanıyorum.

Fazla gurur mu?

Belki, geçmişin izleri var ama altında, kimsenin umursamadığı, herkesin görmezden geldiği.

Yanlış seçimler var, geri döndüremeyeceğim.

Bugün kötüyüm işte, keşke iç sesim "yaz" demeseydi.

Yazdım gitti!

31 Ağustos 2010 Salı

Köy Hayatı

Bugün şarjım dolu dolaşıyorum.Hafta sonu eşimi ziyarete gidince, moral motivasyon tavana vurdu.Şimdi herşey pembe...

3 gün annemin köyünü de ziyaret etmiş olduk.Kırsal da yaşam mı, yoksa metropol yaşamı mı sorusunu sorgulattı.Seviyorum ben köy hayatını.Bu gökdelenlere, arabalara,Avm'lere inat içimde basmalı, eli kınalı birini saklıyorum sanki.

Gözleme hamuru açmak, sabah köy sütü içmek, akan derenin şırıltısını dinlemek için uzunca yollar katetmek...O kadar güzeldi ki herşey, İstanbul'a dönmek istemedim.Tv aramadım, telefonu açmadım.Eşim ve oğlum yanımdaydı, başka kimseyi istemedim.

Şimdi kalkıp gitsem, yerleşsem bir köye, yaşayabilir miyim?


Tezek kokusu, ofislerdeki hırsın kokusunu aratmaz değil mi?
Derenin sesi, dedikodu yapanların seslerini de aratmaz.
Oğlumun saf ve temiz büyüyeceğini bilmek, acaba fen lisesini kazanır mı sorularını da aratmaz, giyeceğimi, içeceğimi, ne zaman konuşup ne zaman susacağımı, nereye gideceğimi ben belirlerim.

Böyle bir hayat çoooook güzel olmaz mı?

24 Ağustos 2010 Salı

Biraz Güç

***Bugün birşeyleri itiraf etmek değil niyetim ama bazen çok boş konuştuğumu düşünüyorum.Olmadık birine olmadık bir laf ettim yine.Kafamı deve kuşu gibi kuma gömesim geldi.Azıcık edeb ya Hu!

***Şu sıralar ofiste asker hikayeleri anlatmak yasak.Bir süre savaş filmi seyretmek ve şehit haberlerini okumak da yasak.Ben koydum haliyle bu yasağı.Şafak sayayım diye bazı cins arkadaşlar duygu seli yaratmaya çalışsalar da, ben düşünmemeye çalışıyorum. (Yalan! Takvime 156'dan geriye yazmaya başladım bile) İnsan hayat arkadaşını, diğer yarısını düşünmemeye çalışır mı? Külliyen yalan!...

Onu çok özledim...Oğlum benden olgun karşıladı tabi, o ayrı.Kafasında nasıl bir görüntü yarattı bilemiyorum ama "baba nerde?" diyenlere" askerde" diyerek gülüyor.

***Ben uzun zamandır kafamı toplayamıyorum.Oruçlu olmanın verdiği rehavet de çökünce üzerime, hepten koyverdim.Eskiden akşama kadar ne yesek heyecanı yaşardık, pide kokusu burnumuzun ucundan gitmezdi.Arkadaşlarla buluşsak, iftardan sahura iki namaz arası kakarakikiri yapsak.Güzel seslilerin okuduğu ayetlerle kendimizden geçsek, teravilerde basılan etek uçları, çıkan çocuk sesleri güldürse bizi, toparlansak sonra yeniden, derinden hissetsek ibadetimizi. Yok, bu sene hasretlikten mi, sıcaktan mı bilemiyorum, olmuyor.

Beni eski Ramazan günlerime döndürecek bir güç istiyorum Ya Rabbim, hem fiziksel hem ruhsal!

19 Ağustos 2010 Perşembe

Ah gençlik!

Sabah ofiste "wah bu gençlik nereye gidiyor?" polemiği yaşadık.

Toplumsal değerleri önemserdi ailelerimiz.Peki şimdiki gençliğin aileleri önemsemiyorlar mıydı bu değerleri?

Bizden bir önce, annelerimizden bir sonraki nesil bu.Kaçırmışlar birşeyleri.Biz onlardan beter olmayalım mantığı yapışıyor üzerimize o zaman.Ben böyle çocuk yetiştirmek istemiyorum diyorsunuz bir kaç kendini bilmezi görünce.

Ben merkezli bir hayat sürüyorlar.

Bu neyi öldürür biliyor musunuz?

Birlik beraberlik duygusunu ve yardıma muhtaç insanların valığını hatırlamayı.Eğer bir ülkenin geleceğiyse gençler, sizce hangisinin bu haberi okuyup boğazı düğümlenmiştir?Hangisi bir yardım derneğinde gönüllü olmak için karar vermiştir.Ya da hangisi Kızılay'a bir kere bile kan bağışında bulunmuştur.

Duyarlı insanlara ihtiyacı var bu dünyanın.Çivisi çıkmadan hem de...