Zamanı verimli kullanamadığım günlerdeyim.Sevdiklerimi arayamadığım, enerjik fakat ruhsuz günlerden bazılarını geçiriyorum.Yeter artık, bahar ışık hızıyla gelsin ve kaplumbağa hızıyla yol alsın.
Blogspot üzerine yasak geliyormuş, tüm bloglar celallenmiş, bir blog sahibi olmanın heyecanını yitirdiğim günlerde, yasakların mantıksızlarına sinir olduğumdan hem nahoş anlar geçiriyor hem de hayatım boyunca bir blog sahibi olmasaydımı sorgular buluyorum kendimi.
İletişim özgürlüğü kısıtlanamaz.Bloglar kapatılır yerine başkaları gelir.Yasaklar sadece yasak olan şeylerin farklı yollardan delinmesine ve geliştirilmesine sebep olur.Siz siz olun bloglara dokunmayın.Zannediyorum ki tanıdığım tüm bloggerlar birleşirse çok fena bir şey çıkar ortaya, benden söylemesi.
zımbırtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zımbırtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Mart 2011 Salı
22 Şubat 2011 Salı
Motivasyon için...
Ateşli günler yerini kuru öksürüğe bırakmışken, geceleri topuklarına sürdüğüm Vicksten ve sabahları içirdiğim kara turp haznesinde reaksiyona giren balla, alternatif tıptan medet uman, propolis diye birşeyin varlığından henüz haberdar olmuş, gerekirse bu maddeye sahip olmak için Maranki'nin ot toplayıcısı olmaya meyletmiş bir kadınım ben artık.
Vurulan antibiyotik iğneler, şişelerce tüketilen ateş düşürücülerin çocuğumun bünyesinde havaleden daha kötü etki edeceğine adım gibi eminim.Varsın koca karı desinler, ben kozmik bitki dünyasının müridlerinden olmaya adayım...-içine bitki bilimci kaçmış anne-
KOSGEBi önerdi sevgili görümcem, der ki, git anlat kendini, yaparsın becerirsin aç dükkanını, kulu kölesi olma godaman patronların, kendi işine sahip çık...Aktar mı açsam acaba?:P
Şaka bir yana, cesaretim bir tavanda, bir yerde.Eşim iş bulmadan godamanlara mahkumum.Yoksa öyle güzel fikirler varki kafamda...
Beni devamlı motive eden şu aşağıdaki fotoğraflar ve blog sahipleri var.Çok güzel fikirler ediniyorum sayelerinde.
Vurulan antibiyotik iğneler, şişelerce tüketilen ateş düşürücülerin çocuğumun bünyesinde havaleden daha kötü etki edeceğine adım gibi eminim.Varsın koca karı desinler, ben kozmik bitki dünyasının müridlerinden olmaya adayım...-içine bitki bilimci kaçmış anne-
KOSGEBi önerdi sevgili görümcem, der ki, git anlat kendini, yaparsın becerirsin aç dükkanını, kulu kölesi olma godaman patronların, kendi işine sahip çık...Aktar mı açsam acaba?:P
Şaka bir yana, cesaretim bir tavanda, bir yerde.Eşim iş bulmadan godamanlara mahkumum.Yoksa öyle güzel fikirler varki kafamda...
Beni devamlı motive eden şu aşağıdaki fotoğraflar ve blog sahipleri var.Çok güzel fikirler ediniyorum sayelerinde.
Bu punch şişesi süper lohusa şerbeti dağıtır.
Böyle güzel buketi Martha görse dilini yutar.
Beşiğe bayıldım, çok şeker.
Hımm bunlar da tamamen pis boğazlıktan:)
11 Şubat 2011 Cuma
İnsan insana benzer
Bir kaç zamandır Nikki Minaj diye birinin adını ve fotoğraflarını görüyorum.Yok efendim Lady Gaga'nın Harlem Şubesiymiş, çılgınmış, tarzı varmış falan...
Yaptığı ne idüğü belirsiz müzik, tarzına da yansımış, helal olsun, özgüveni çok yüksek bir arkadaş(!)
Her neyse günlük Dailymotion gezmelerimde farkına vardığım çok düşünülmüş, masraf yapılmış garip klibinden bir görüntü yakaladım.
Bakın ne kadar benziyorlar değil mi?:)
Nikki, Bülent Ersoy'un hayatını çekerlerse mutlaka gençliğini oynamalı:P...
Yaptığı ne idüğü belirsiz müzik, tarzına da yansımış, helal olsun, özgüveni çok yüksek bir arkadaş(!)
Her neyse günlük Dailymotion gezmelerimde farkına vardığım çok düşünülmüş, masraf yapılmış garip klibinden bir görüntü yakaladım.
Bakın ne kadar benziyorlar değil mi?:)
Nikki, Bülent Ersoy'un hayatını çekerlerse mutlaka gençliğini oynamalı:P...
9 Şubat 2011 Çarşamba
Gülmekten Öliciiimm...
Zaytungdan tam bize göre bir yazı...
Tamamen Modern Çocuk Eğitimi Usullerine Uygun Olarak Yetiştirilen Genç, Bankacı Olabilmek İçin Gün Sayıyor
Doğumundan ergenliğine kadar tamamen modern çocuk eğitimi yöntemleri ile yetiştirilen ve "Türkiye'nin çocuk gelişimi kitaplarına göre büyütülen ilk çocuğu" unvanına sahip olan Zirve Doruk Kesican (25), geçtiğimiz günlerde askerden gelmesinin ardından bankacı olabilmek için gün sayıyor. Anne karnında klasik müzik dinleyerek başladığı yolculuğunun ardından, dünyaya adımını annesinin suda yaptığı doğumla atan Kesican'ın bankacılık yolunda ilerlemesi aileyi bir miktar hayal kırıklığına uğratsa da, kendisi bu durumdan pek şikayetçi değil.
Türkiye'nin suda doğumla dünyaya gelen ilk bebeği
Zirve Doruk Kesican, Türkiye'nin modern usüllere göre yetiştirilen ilk çocuğu... Daha annesinin karnındayken klasik müzik dinletilerek hayata hazırlanan Zirve Doruk, 1985 yılının haziran ayında Türkiye'de bir ilki gerçekleştiren annesi Ebru hanım tarafından suda dünyaya getirildi. Çocuklarının gelişimine verdikleri önemi "Oğlumuzun içine doğduğu evrene saygılı, özgüvenli ve bizim başaramadıklarımızı gerçekleştirebilecek bir çocuk olması için her şeyi yaptık" sözleriyle özetleyen anne Ebru Kesican, biricik yavruları Zirve Doruk hakkında şu bilgileri verdi:
Aktivite içinde kalan bir çocukluk dönemi
"Eşim ve ben, Zirve Doruk için o zamanın en modern usulleri neyse hepsini birer birer uyguladık inanın. Oturmasını, kalkmasını, tuvalet adabını, kaç yaşında hangi arkadaşları ile ne oynayacağını falan hepsini kitabına uygun yaptık. Koca insanlarız, şu yaşa kadar daha bir kere psikoloğa gitmedik; Zirve Doruk belki 2 yaş sendromuna girer diye pedagog'a koştuk zamanında. Henüz 5 yaşında baleye başladı, sonra piyanoya yazdırdık, ilkokuldayken tenis oynardı, satranç deseniz o da var, yemedik içmedik özel okullara da gönderdik ama gelin görün ki yaş biraz ilerledikçe bizim oğlanın da diğerlerinden pek bi farkı kalmadı. O kadar tenis dersi alan çocuk yine halı saha maçına gitti, yine bütün gün oturup televizyon izledi. İşte şimdi de bankacı oluyor... Tamam oğlumuzdur, bir yaramazlığını da görmedik çok şükür ama suda dünyaya gelen bir çocuğun, şimdi elinde iddaa kuponlarıyla gezip, bankacılık sınavlarına hazırlanması da ağrıma gidiyor açıkçası."
Devamı...
Tamamen Modern Çocuk Eğitimi Usullerine Uygun Olarak Yetiştirilen Genç, Bankacı Olabilmek İçin Gün Sayıyor
Doğumundan ergenliğine kadar tamamen modern çocuk eğitimi yöntemleri ile yetiştirilen ve "Türkiye'nin çocuk gelişimi kitaplarına göre büyütülen ilk çocuğu" unvanına sahip olan Zirve Doruk Kesican (25), geçtiğimiz günlerde askerden gelmesinin ardından bankacı olabilmek için gün sayıyor. Anne karnında klasik müzik dinleyerek başladığı yolculuğunun ardından, dünyaya adımını annesinin suda yaptığı doğumla atan Kesican'ın bankacılık yolunda ilerlemesi aileyi bir miktar hayal kırıklığına uğratsa da, kendisi bu durumdan pek şikayetçi değil.
Türkiye'nin suda doğumla dünyaya gelen ilk bebeği
Zirve Doruk Kesican, Türkiye'nin modern usüllere göre yetiştirilen ilk çocuğu... Daha annesinin karnındayken klasik müzik dinletilerek hayata hazırlanan Zirve Doruk, 1985 yılının haziran ayında Türkiye'de bir ilki gerçekleştiren annesi Ebru hanım tarafından suda dünyaya getirildi. Çocuklarının gelişimine verdikleri önemi "Oğlumuzun içine doğduğu evrene saygılı, özgüvenli ve bizim başaramadıklarımızı gerçekleştirebilecek bir çocuk olması için her şeyi yaptık" sözleriyle özetleyen anne Ebru Kesican, biricik yavruları Zirve Doruk hakkında şu bilgileri verdi:
Aktivite içinde kalan bir çocukluk dönemi
"Eşim ve ben, Zirve Doruk için o zamanın en modern usulleri neyse hepsini birer birer uyguladık inanın. Oturmasını, kalkmasını, tuvalet adabını, kaç yaşında hangi arkadaşları ile ne oynayacağını falan hepsini kitabına uygun yaptık. Koca insanlarız, şu yaşa kadar daha bir kere psikoloğa gitmedik; Zirve Doruk belki 2 yaş sendromuna girer diye pedagog'a koştuk zamanında. Henüz 5 yaşında baleye başladı, sonra piyanoya yazdırdık, ilkokuldayken tenis oynardı, satranç deseniz o da var, yemedik içmedik özel okullara da gönderdik ama gelin görün ki yaş biraz ilerledikçe bizim oğlanın da diğerlerinden pek bi farkı kalmadı. O kadar tenis dersi alan çocuk yine halı saha maçına gitti, yine bütün gün oturup televizyon izledi. İşte şimdi de bankacı oluyor... Tamam oğlumuzdur, bir yaramazlığını da görmedik çok şükür ama suda dünyaya gelen bir çocuğun, şimdi elinde iddaa kuponlarıyla gezip, bankacılık sınavlarına hazırlanması da ağrıma gidiyor açıkçası."
Devamı...
8 Şubat 2011 Salı
Deşilen anne yüreği
Yüklenmeyi bekleyen bir sürü fotoğraf var...Bense evde bilgisayarın başına geçmeyi lüzumsuz gördüğümden bir türlü bloguma "sahici" fotoğraflar koyamıyorum.Halbuki bu hafta sonu çok enteresan kareler yakaladım.
Sabahları serviste, Çamlıca manzarasına bakarken, eğer müziğin biçimi "kop gel" tarzında değilse, aklım bulanmadan derinlemesine düşünecek fırsatım oluyor.Genelde bir gün öncesi okuduklarım veya yaşadıklarım etkiliyor beni.
Bu sabah da, kreş meselesi yeniden kurcaladı aklımı.Acaba oğlumu kreşe göndermenin iyi yanlarından bahsederken aslında "oğluma yetemedim"i mi çıkarıyordum ortaya.Bu kadar çok cümle kurmazdı, bu kadar çok şarkı bilmezdi...Ben bunları veremeyeceğimden emindim belki de.Her ne kadar "rahat anne" havalarında gezsem de bilinç altımın "o kadar okuyorsun, öğreniyorsun, yine de bu çocukta bir terslik var" baskılarıyla meydana gelen "mükemmelliyetçi anne" halimi, onu kreşe göndererek çözdüğümümü zannediyordum.
Kısa günün karı mıdır kreşler? Yoksa cidden ileride kalıcı meyveler olara mı sunulacak hayatımıza?
Bu kadar çok sorgulamamım sebepleri de var tabi...2,5 yaşındaki laf cambazının annesinin yüreğine attığı oklar var.
Bir Cumartesi günü salonda babasıyla güreşen oğluna:
"Annecim gel bana da sarıl" dediğinde anne, omuz silkerse çocuk ve devamında konuşma şu şekilde ilerlerse;
-Ama annecim ben seni çok özledim, tamam bugün eğitimim vardı, seninle ilgilenemedim, haklısın ama bana küsme!
-Küstüm!
-Bak bugün babanla beraberdiniz.Hem ben seni hiç yalnız bırakıyor muyum?
-Okulda bırakıyorsun ya!!!...
2,5 yaş...Bunu söylemek için biraz erken değil miydi?
Korktuklarımızdan sınav oluruz ya hayatta hep.Oğlumun sevgisini kaybetmek gibi bir takıntım var.O da bunu biliyor, hissediyor ve aklı erdikçe kullanıyor.
Çözüm....Vallahi kaçıp gidelim İstanbul'dan, bırakalım bu kapitalizm üzerine kurulu yaşamlarımızı, küçücük evimizde, az aşım, kaygısız başım modlarına girelim desem...
Bu saatten sonra yemez gibi geliyor.
İroniden de bahsedeyim.Ben bunları yazmadan 10 dk.önce banyoma yapacağım tadilat için model seçiyordum.İşte şu aşağıdakini yapabilir miyim diye düşünüyordum.Ne enteresan insanoğlu, ne enteresanım ben...
Sabahları serviste, Çamlıca manzarasına bakarken, eğer müziğin biçimi "kop gel" tarzında değilse, aklım bulanmadan derinlemesine düşünecek fırsatım oluyor.Genelde bir gün öncesi okuduklarım veya yaşadıklarım etkiliyor beni.
Bu sabah da, kreş meselesi yeniden kurcaladı aklımı.Acaba oğlumu kreşe göndermenin iyi yanlarından bahsederken aslında "oğluma yetemedim"i mi çıkarıyordum ortaya.Bu kadar çok cümle kurmazdı, bu kadar çok şarkı bilmezdi...Ben bunları veremeyeceğimden emindim belki de.Her ne kadar "rahat anne" havalarında gezsem de bilinç altımın "o kadar okuyorsun, öğreniyorsun, yine de bu çocukta bir terslik var" baskılarıyla meydana gelen "mükemmelliyetçi anne" halimi, onu kreşe göndererek çözdüğümümü zannediyordum.
Kısa günün karı mıdır kreşler? Yoksa cidden ileride kalıcı meyveler olara mı sunulacak hayatımıza?
Bu kadar çok sorgulamamım sebepleri de var tabi...2,5 yaşındaki laf cambazının annesinin yüreğine attığı oklar var.
Bir Cumartesi günü salonda babasıyla güreşen oğluna:
"Annecim gel bana da sarıl" dediğinde anne, omuz silkerse çocuk ve devamında konuşma şu şekilde ilerlerse;
-Ama annecim ben seni çok özledim, tamam bugün eğitimim vardı, seninle ilgilenemedim, haklısın ama bana küsme!
-Küstüm!
-Bak bugün babanla beraberdiniz.Hem ben seni hiç yalnız bırakıyor muyum?
-Okulda bırakıyorsun ya!!!...
2,5 yaş...Bunu söylemek için biraz erken değil miydi?
Korktuklarımızdan sınav oluruz ya hayatta hep.Oğlumun sevgisini kaybetmek gibi bir takıntım var.O da bunu biliyor, hissediyor ve aklı erdikçe kullanıyor.
Çözüm....Vallahi kaçıp gidelim İstanbul'dan, bırakalım bu kapitalizm üzerine kurulu yaşamlarımızı, küçücük evimizde, az aşım, kaygısız başım modlarına girelim desem...
Bu saatten sonra yemez gibi geliyor.
İroniden de bahsedeyim.Ben bunları yazmadan 10 dk.önce banyoma yapacağım tadilat için model seçiyordum.İşte şu aşağıdakini yapabilir miyim diye düşünüyordum.Ne enteresan insanoğlu, ne enteresanım ben...
24 Ocak 2011 Pazartesi
Ev, iş, eş...
Eşim geldi.
Eve neşe geldi.
Onsuz günler hafızalardan silindi gitti.
Asım Alp babayı görür görmez ezberlediği repliği uyguladı."Babacıımmm!"...
Bende ise 5 ayın yorgunluğu çıkıyor, uyumak istiyorum hep...
Kendimi motive eder diye dekorasyon sitelerinde geziniyorum.El yapımı parçalara bakıyor, Allah'ın kadının fıtratında yarattığı, o harika gücüne hayran kalıyorum.Güzel bakan gözlerin, dünyayı nasıl da güzelleştirdiğine tanık oluyorum.
Ah dikiş makinem, 3 hafta oldu galiba başına oturamadım.Bu hafta söz, bekleyen siparişlerin hatırına, o güzel insanların beni beklediğinin, bebelerin ayaklarının üşüdüğünü düşünerek, başına oturabilmek için çok çabalayacağım.
İlham gelince vakit olmaz ya, vakit varken ilham.Kaçırmamam lazım bu sefer.
Evimizde de bir kaç tadilata gireceğiz.Cebimizdeki el verdiği kadar.
Şuan tüm ev pembe.Renkliliği severim ama tüm evde olunca göz yoruyor.Evin sade görüntüsünü aksesuar seçimleriyle renklendirmek daha mantıklı sanki.
Şimdi ev aşağıdaki gibi:
Eve neşe geldi.
Onsuz günler hafızalardan silindi gitti.
Asım Alp babayı görür görmez ezberlediği repliği uyguladı."Babacıımmm!"...
Bende ise 5 ayın yorgunluğu çıkıyor, uyumak istiyorum hep...
Kendimi motive eder diye dekorasyon sitelerinde geziniyorum.El yapımı parçalara bakıyor, Allah'ın kadının fıtratında yarattığı, o harika gücüne hayran kalıyorum.Güzel bakan gözlerin, dünyayı nasıl da güzelleştirdiğine tanık oluyorum.
Ah dikiş makinem, 3 hafta oldu galiba başına oturamadım.Bu hafta söz, bekleyen siparişlerin hatırına, o güzel insanların beni beklediğinin, bebelerin ayaklarının üşüdüğünü düşünerek, başına oturabilmek için çok çabalayacağım.
İlham gelince vakit olmaz ya, vakit varken ilham.Kaçırmamam lazım bu sefer.
Evimizde de bir kaç tadilata gireceğiz.Cebimizdeki el verdiği kadar.
Şuan tüm ev pembe.Renkliliği severim ama tüm evde olunca göz yoruyor.Evin sade görüntüsünü aksesuar seçimleriyle renklendirmek daha mantıklı sanki.
Şimdi ev aşağıdaki gibi:
Filli Boya'dan sanal renklendirme yapabilirsiniz siz de...
12 Ocak 2011 Çarşamba
Öyle geçti işte zaman...
Oğlumla baş başa geçirdiğimiz son günlerimizi yaşıyoruz...
Eşimin askerde olması sebebiyle yaşadığımız hasreti anlatmam mümkün değil, sadece yaşayan bilir diyebilirim...Asım Alp bu sabah servisin canımdan dışarı bakarken "Abuş(babası) gelecek.Ben ona sarılacağım.Babaaa diyeceğim, o da oğluumm diyecek" dedi kendi kendine.Gel de ağlama.
Yukarıdan aşağı okuduğumda kendimde gördüğüm dengesizliklerin haddi hesabı yok yani.
Duygusal bir yazı olacaktı bu:)
Eşimin askerde olması sebebiyle yaşadığımız hasreti anlatmam mümkün değil, sadece yaşayan bilir diyebilirim...Asım Alp bu sabah servisin canımdan dışarı bakarken "Abuş(babası) gelecek.Ben ona sarılacağım.Babaaa diyeceğim, o da oğluumm diyecek" dedi kendi kendine.Gel de ağlama.
Hasret zordu, kimi zaman kurbağalama, kimi zaman sırt üstü yüzdük, yüzdük,kuyruğuna geldik artık.Pazartesi günü babamız uçaktan iniyor.
Madalyonun diğer yüzünü de anlatmak isterim.5 ay oğlumla birebir ilgilendim.Hem anne oldum hem baba, birbirimize sarılıp yattık, aynı tabaktan yedik(cidden, üşengeçliğimden oldu bazen), parklara beraber gittik...Az gittik ama beraber gittik.Arabada sadece ikimizdik.Yollarda sohbet ettik.(Kimi zaman aklımı karıştırdığı için susturdum:P)...2 kişilik bir yaşam formu oluşturduk.Dolapları kendimize göre düzenledik.Daha sade bir yaşam sahiplendik 5 ay.
Şimdi yeniden 3 olacağız.Vakt-i zamanında 7 kişi yaşamışlığımda var, sonradan 3'e düşünce afalladığım.Şimdi 2'den 3'e geçmek nasıl olacak merak ediyorum.
Sanki Asım Alp'e biz artık babanla uyuyacağız, sen odanda yat demek ağrıma gidecekmiş gibi...Asım Alp'in sevgisini paylaşacağız, paylaşınca azalacakmış gibi?Yavrumuzu birbirimizden kıskanacakmış gibi...Saçma ama düşünmeden edilemiyor.
Ah Osman, ah Ali siz düşündürtüyorsunuz bana bunları.İzlemeyeceğim yahu ben bu diziyi bir daha...:))))))
Ay böyle Cemile ifadesiyle izliyorum bu diziyi.
Duygusal bir yazı olacaktı bu:)
Bu adam kim?
(bilene hiç bir vaadim olmayacak)
4 Ocak 2011 Salı
Kadifeden Kesesi...
2010'u, bir yılı daha, devirdik yoksa o mu bizi devirdi bilinmez.Ne kadar uzun ve yorucu bir yıldı.Önce ben işe girdim sonra eşim askere gitti.Oğlum kreşe başladı, ardında da k.validem rahatsızlandı.Her biri arasında 2'şer ay var.Ahh 2010, sevmedim seni üzgünüm, gelenin gideni aratmayacağı çok güzel bir yıl istiyorum mümkünse.
2011'e yeni projelerle gireceğim, tutarsa tabi...Kadife işlerim var elimde, çok yakında fotoğraflayacağım.Patikolar tam gaz...Bu kadar dikişe boğulmuşken, bu kadar severken bu işi neden ticarete dökmeyeyim diyorum.Şöyle dükkanlı, kiralı, fişli, poslu:)
Var var, bir hayalim var benim bu sene.Ürünlerimi dokunarak alma fırsatınız olacak belki de...İnşallah...Kesinlikle kreşin olumlu yanlarını görmekteyiz.Tek olumsuz yanı, kreşten sonra ofisime gelip şekerlere saldırması.Ben saklasam birileri veriyor.Buna bir çare bulamadım.
Hah bu arada şafak : 13 ...çok heyecanlıyız:)
12 Kasım 2010 Cuma
KPSS ve biz
Bugün KPSS sonuçları yeniden açıklanıyor.Sistemin adaletsizliği, insanların adaletsizliği bir yana, evde, gözlerimin önünde kafası bulanmış bir insanla yaşama mücadelesi veriyorum.
Eşimin kardeşi, eşimin askere gitmesi sebebiyle benimle kalıyor aylardır.O bir KPSS mağduru.
4 sene fen bilgisi öğretmeni olabilmek için üniversitede dirsek çürütmüş, feni ve öğretmenliği -aslında- çok seven ama şu sıralar, "acaba yanlış seçim mi yaptım?" diyerek sıyırma aşamasına gelmiş gencecik bir kız.
Ne kadar üzüldüğünü ve kafasının karıştığını tahmin edersiniz.
Söylediği en acı sözlerden biri şu: "Ben bu kadar ümitsizken, sabırsızken ve bıkmışken nasıl başka insanlara faydalı olabilirim?"
Bazılarının adaletsiz adaleti, malesef onu hayal kırıklığına uğratıyor...ve evet ben de korkar oldum, nasıl bir psikolojiye sahip insanlara emanet edeceğiz çocuklarımızı diye.
Bunların dışında evde devamlı bir "eğitim bilimleri kitapçığı" yutmuş halimiz var.Oğlumun her davranışının bir adı var.Mesela dün akşam bir "yordama" hadisesiyle karşılaşmışız.Yodurdaya yodurdaya bir hal olduk.
Sonra "edimsel koşullanma" "ben merkezcilik" "ses bulaşması" gibi gün içersinde yaşadıklarımız var.Beynim terim terim oldu.Lütfen diyorum bu hareketimizin altından da bir terim çıkmasın:)
Vel hasıl bir KPSS mağduru ile aynı evde yaşamak, hem zor hem enteresan:)
Bugün açıklanan sınav sonucun herkesin yüzünü güldürmesi dileğiyle...
8 Kasım 2010 Pazartesi
5 Kasım 2010 Cuma
Cee! eeee...
Öyle Cadılar Bayramı merasimim yoktur.Literatürüme de giremez.Kültürü farklı bir kısım topluluğun, eğlenceli bir bayramıdır netice de.
Yalnız çok iyi fikirler üretiyorlar.Şu veledin üzerindekine bakar mısnınız?
Çok sevimli:)
Yalnız çok iyi fikirler üretiyorlar.Şu veledin üzerindekine bakar mısnınız?
Çok sevimli:)
26 Ekim 2010 Salı
K.i.s.d e yorum olacaktı yazı oldu...
Bugün "Turuncu ve Mavi" nam-ı diğer K.i.s.d (hatta kisdcan) komşuluk üzerine yazmış.Ben de yorum yapmaya kalkıştım, bi ton olunca yazmaya karar verdim.
Şimdilerde kayınvalidemlerin eski evinde oturuyorum.Buraya taşındığımda kayınvalidemin komşuları otomatik olarak benim de komşum oldular.Kendimi şanslı görüyorum.Kapı komşumuz oğluma bakmayı kabul etti.Eşim askere gidince ben gönül rahatlığıyla tek başıma kalma fırsatı yakaladım vs....
Ama son bir aydır her hafta 2 kere alt daireden sopayla dürtülüyoruz.Tanışıyoruz kendisiyle, ortak platformlarda bulunmuşuz daha önce:P...Bu dürtme eylemi nereden geliyor? Yoksa bir Facebook'un içinde yaşadığımızı mı düşünüyor?
Bir kez akşam 10'da, bir kez de sabah 9'da dürttü...E kapıda bacada yakalayıp kibarca rahatsız olduğumu ama rahatsız ediyorsam da özür dilediğimi falan söyleyemeden bir Cumartesi öğlen 2'de dürttü yine sopayla.
Tabi ben de sinirlendim, hastan yok, bebeğin yok, saat geç ya da erken değil, öyle üzerinde kendimizi yerden yere de atmıyoruz be kadın, bu ne şimdi?
Ben de tutamadım kendimi, tepindim üzerinde.Biraz da bağıra bağıra söylendim.Duymuş olacak ki beni her gördüğünde yüzünü çeviriyor.Üzülüyorum aslında böyle medeniyetsiz bir şekilde anlaşmaya çalıştığımız için ama o başlattı kusura bakmasın:(
Sevgili Doğan Cüceloğlu şöyle der: "İnsanlar toplu taşıma araçlarında bebek sesine tahammül edemiyorsa aslında sıkıntı bebekte değildir.Sıkıntı bebek sesine tahammül edemeyen insandadır." ya da bunun gibi bir şey...
Ufacık bir çocuğun koşturmasına dayanamadı komşum.Haksızdı, ben de haksızım bir türlü inip güzelce anlatamadım derdimi.İletişimsizlik ne zor.Ama en zoru tahammülsüzlükte sanırım.
Ev alma komşu al diye boşuna dememişler.
Şimdilerde kayınvalidemlerin eski evinde oturuyorum.Buraya taşındığımda kayınvalidemin komşuları otomatik olarak benim de komşum oldular.Kendimi şanslı görüyorum.Kapı komşumuz oğluma bakmayı kabul etti.Eşim askere gidince ben gönül rahatlığıyla tek başıma kalma fırsatı yakaladım vs....
Ama son bir aydır her hafta 2 kere alt daireden sopayla dürtülüyoruz.Tanışıyoruz kendisiyle, ortak platformlarda bulunmuşuz daha önce:P...Bu dürtme eylemi nereden geliyor? Yoksa bir Facebook'un içinde yaşadığımızı mı düşünüyor?
Bir kez akşam 10'da, bir kez de sabah 9'da dürttü...E kapıda bacada yakalayıp kibarca rahatsız olduğumu ama rahatsız ediyorsam da özür dilediğimi falan söyleyemeden bir Cumartesi öğlen 2'de dürttü yine sopayla.
Tabi ben de sinirlendim, hastan yok, bebeğin yok, saat geç ya da erken değil, öyle üzerinde kendimizi yerden yere de atmıyoruz be kadın, bu ne şimdi?
Ben de tutamadım kendimi, tepindim üzerinde.Biraz da bağıra bağıra söylendim.Duymuş olacak ki beni her gördüğünde yüzünü çeviriyor.Üzülüyorum aslında böyle medeniyetsiz bir şekilde anlaşmaya çalıştığımız için ama o başlattı kusura bakmasın:(
Sevgili Doğan Cüceloğlu şöyle der: "İnsanlar toplu taşıma araçlarında bebek sesine tahammül edemiyorsa aslında sıkıntı bebekte değildir.Sıkıntı bebek sesine tahammül edemeyen insandadır." ya da bunun gibi bir şey...
Ufacık bir çocuğun koşturmasına dayanamadı komşum.Haksızdı, ben de haksızım bir türlü inip güzelce anlatamadım derdimi.İletişimsizlik ne zor.Ama en zoru tahammülsüzlükte sanırım.
Ev alma komşu al diye boşuna dememişler.
10 Ekim 2010 Pazar
Bitmeyen Şarkı
Şu adama şu bıyık, şu kadına da şu makyaj nasıl da havada kalıyor
Her birini 10'ar dakika izlemekle yetinen dizi bünyem yine takıldı bazı mevzulara.Bu mevzular başka başka şeyler düşündürdü.
Bitmeyen şarkı, sönmeyen mum ya da tükenmez kalem gibi birşey midir acaba niyetiyle açtım kanalı.Topu topu 3 sahne izledim.Arka arkaya gelen bu 3 sahnede 2'şer kişi vardı.Bu 2 kişiden biri dolan, diğeri dolduran.Biri susuyor diğeri seriye bağlamış.
Allah'ım 10 dk. içinde beynim şişti.Gaz kapasitesi ne kadar dolu bir diziymiş.Dizi de oynayanarın bir kısmı düşünemeyen diğer kısmı ise devamlı akıl verenlerle sabitlenmiş.
Var, etrafımızda çok var bu tarz insanlardan.Bazıları başkalarının dolduruşuna kolay geliyor (Aman benden uzak olsun) bazıları da kendini fazla havaya sokup akıl verme yarışına giriyor (bu tipler hiç yaklaşmasın).Karşılıklı fikir alışverişinde bulunmanın keyfine ego sokuyorlar.Vardı benim de etrafımda bu şahıslardan, kaçarak uzaklaştım.
Dost edinmenin en kötü yollarından biridir akıl vermeye çalışmak.Karşnızdakini aptallaştırmaktan başka işe yaramaz.Öneride bulunmaya çalışmak daha doğru bir tavır olur.Yapabilene saygılarımla...
7 Ekim 2010 Perşembe
En Soğuk Kış Diyorlar
Kış kapıda, kapıdan girdi bile.3 gündür kombiyi açmamak için direniyordum.Dün kayınvalidem, oğlumun yüzündeki sümükleri görünce açıp kaçmış.Ben de daha fazla inat edemedim...
Bu sene 1000 yılın en soğuk kışı olacakmış, buzullar tepemize tepemize eridiğinden.Zaten 1000 yıl önce de Buz Devri yaşanıyordu.Geçen senelerde giyilmediği için evin ücra köşelerine sıkıştırdığım gocuk, kalın kazak ve boğazlıları bulmam lazım.2 senedir boğazlı kazak bile giyemez olmuştuk, heryer kombi,klima vs.Bu sene de tüm maaşı doğalgaza yatırırız,aman ne güzel...
Oğlum ve kendim için de kalın çorap arayışına girmeliyim.Bayılırım ben renk renk çoraba:)
Çoraplara bakarken şu blogda bir de kalemlik farkettim.Geçen sene ben de yapmaya çalışmıştım.Bu çok daha profesyonel ve kullanışlı olmuş.Hazır makineyi ortaya çıkarmışken bir tane daha mı yapsam acaba?
Bu sene 1000 yılın en soğuk kışı olacakmış, buzullar tepemize tepemize eridiğinden.Zaten 1000 yıl önce de Buz Devri yaşanıyordu.Geçen senelerde giyilmediği için evin ücra köşelerine sıkıştırdığım gocuk, kalın kazak ve boğazlıları bulmam lazım.2 senedir boğazlı kazak bile giyemez olmuştuk, heryer kombi,klima vs.Bu sene de tüm maaşı doğalgaza yatırırız,aman ne güzel...
Oğlum ve kendim için de kalın çorap arayışına girmeliyim.Bayılırım ben renk renk çoraba:)
Çoraplara bakarken şu blogda bir de kalemlik farkettim.Geçen sene ben de yapmaya çalışmıştım.Bu çok daha profesyonel ve kullanışlı olmuş.Hazır makineyi ortaya çıkarmışken bir tane daha mı yapsam acaba?
Bu harikası!
Bu da çakması
6 Ekim 2010 Çarşamba
Ünlü Anneler
Annelik üzerine söylenebilecek çok sözüm var, anneliğin herkes için değişkenliğini unutmadan.Anne olduktan sonra yaratıcılığım arttı, yalan değil.Bu özelliğimi annelik olgusu üzerinde evirip, çevirdim mi?Evet yaptım.
Neden anne olduktan sonra bu olgu üzerine fazla düşer oldum? Neden her yaptığıma çocuğumu da ekledim?
Yahu, çocuğum benim bir parçam değil mi?Anne olduktan sonra ona ve hayata bir kez daha aşık olmadım mı?Bu aşk, baktığım her çerçevenin yavrumsuz eksik kalacağını hatırlatmadı mı bana?
Oğluma aşığım.Ondan farklı bir kimliğim, farklı zevklerim var biliyorum ama onsuz tat vermiyorlar hiçbir şey artık.O yüzden ünlü ya da ünsüz herhangi bir annenin çocuğu üzerinden prim yapmaya çalışmasını idrak edemem.Kimse için böyle birşey düşünemem.Bunu düşündürtmek septik ve duygusuz insan yapısına katkıda bulunmaktan başka işe yaramaz.
Doğru düzgün röportajlar verebilmek de bir meziyettir sonuçta!!!
1 Ekim 2010 Cuma
Hastalık, bir sapıtma olayı ve komik site
***2 gün rapor aldım, faranjitimsi birşey olmuşum, doktor amca bana iyi davrandı, bademciğimi almak istemediğini bademcikten öte boğazlarımın iltahaplandığını söyleyerek, "boğazını da alamam ya" dedi gülerek(!) Birden gözlerimin önünde Testere filminden dehşet sahneler.Sağol doktor amca.
***Oğlum da hasta oldu, ateşlendi gece.Ateşini düşürdük.Bu sefer İbufen yerine Minoset şurup kullandık.Daha etkili oldu.Uykusu kaçtı ama 02:00-04:00 arası "anne oyuncaklarımla oyna" dedi bana.Oynadık, "hamun" yani hamurla şekiller yaptık, arabaları parkettik.Fekat çocukta alışkanlık yaptı 1 gecede bu olay.İnanılmaz bir haz aldı bu işten sanırım.Gece oyunu yuppii! Sapıttı.
Dün gece de buluştuk aynı saatte.Önce süt isteme ayağına yattı beni mutfağa gönderdi sonra salonda buldum onu.Kamyonunun tepesi çıkmış "anne kamyon üşüo, ayıp" dedi.Kamyonun göbeğiymiş tepesi:P..Gece gece inanın çok zor oluyor bunu algılamak!
***Zaytung diye bir yer var.Bilenler vardır.Ben bayılıyorum.Saçmalamayı severim, onlar da harika yapıyorlar bu işi.Mutlaka dergi kapaklarına bakmalısınız.Benim favorim şu.
15 Eylül 2010 Çarşamba
Pastel bir Hayat
Amy Atlas'ı tanıyan var mı? Ben tanıdığımdan beri hayranım, her sabah bana başka dünyaların kapılarını açıyor, hem de kekler ve pastalarla...
İnsana kendini bir masal dünyasındaymış gibi hissettiren konseptleri var.Alice gibi.
Hayat bu kadar pastel olsa keşke...Yumuşak tonlarda konuşsak, pembenin tozunu değil naifliğini görsek, yeşildeki simgeyi değil cenneti görsek...
İnsana kendini bir masal dünyasındaymış gibi hissettiren konseptleri var.Alice gibi.
Hayat bu kadar pastel olsa keşke...Yumuşak tonlarda konuşsak, pembenin tozunu değil naifliğini görsek, yeşildeki simgeyi değil cenneti görsek...
İç ses:Yastıktan mutlaka ben de yapmalıyım:)
17 Ağustos 2010 Salı
Okuyun, izleyin ve kaçın
Dün Annelerin Dünyası'nda nahoş doktor anılarımı paylaştım, okumamakta serbestsiniz.
Uyduruk Hikaye'de de yazıyorum, uyduruyorum ve saçmalıyorum desek de yeridir.Ama eğleniyorum, Gingembrre'dir oradaki adım, yazarlar kendi ismini kullanmaz hesabı.
Ayrıca bugün çok uykum var.Geceleri eşim askerden bildiriyor.Koştuk,kalktık,yattık diye sonra ben uyuyamıyorum, rüya üstüne rüya...Ah bir de hatırlasam ne güzel olacak.
Bir de aklımdayken söyleyeyim hani Molped reklamı var ya, Ebru Akel ve benzeri bayanların oynadığı.İzlerken ne kadar da Doğuş çay reklamlarına benziyor diyordum ki, meğer bunu da Sinan Çetin çekmiş.Bu sefer "En kuru ped Molped" dedirtmiş defalarca, "En güzel çay Doğuş Çay"ı ezberlettirdikten sonra bir de bu reklamın dönmesi, Sinan Bey'in yeni bir şeyler üretemiyor olmasına dalalet mi ediyor dedirtti.
Şu sıralar reklamcılarda beyin yeme etkisi yaratma telaşı var sanırım.188 80'in 5-10 yaş arasına hitap eden, soy sop sövdüren reklamları en güzel örneğidir.8 rakamından nefret ettik ülkecek.
Neyse iş güç yapmak istemiyorum bugün, müşteri gelmesin gülemem, mail atmasınlar bakamam lütfeeennn:P...
Uyduruk Hikaye'de de yazıyorum, uyduruyorum ve saçmalıyorum desek de yeridir.Ama eğleniyorum, Gingembrre'dir oradaki adım, yazarlar kendi ismini kullanmaz hesabı.
Ayrıca bugün çok uykum var.Geceleri eşim askerden bildiriyor.Koştuk,kalktık,yattık diye sonra ben uyuyamıyorum, rüya üstüne rüya...Ah bir de hatırlasam ne güzel olacak.
Bir de aklımdayken söyleyeyim hani Molped reklamı var ya, Ebru Akel ve benzeri bayanların oynadığı.İzlerken ne kadar da Doğuş çay reklamlarına benziyor diyordum ki, meğer bunu da Sinan Çetin çekmiş.Bu sefer "En kuru ped Molped" dedirtmiş defalarca, "En güzel çay Doğuş Çay"ı ezberlettirdikten sonra bir de bu reklamın dönmesi, Sinan Bey'in yeni bir şeyler üretemiyor olmasına dalalet mi ediyor dedirtti.
Şu sıralar reklamcılarda beyin yeme etkisi yaratma telaşı var sanırım.188 80'in 5-10 yaş arasına hitap eden, soy sop sövdüren reklamları en güzel örneğidir.8 rakamından nefret ettik ülkecek.
Neyse iş güç yapmak istemiyorum bugün, müşteri gelmesin gülemem, mail atmasınlar bakamam lütfeeennn:P...
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Yer Gök Boleyn Kızı
Geçen hafta evdeki yalnızlığımdan olsa gerek "aman diziler başlasa da sarsak birşeylere" gibi saçma bir hisle Fox Tv'de yayınlanan "Yer Gök Aşk" isimli diziye kaptırmış buldum kendimi.
İzleyenlere iyi seyirler:P....
Mekan ve kıyafetler itibariyle ikinci bir "Asmalı Konak" vakasıyla karşı karşıya olduğunuzu zannederken, hafiften, başrol oyuncusu güzel kızların "Asi" dizisindeki Defne ve Asi'yi hatırlattığını farkediyorsunuz.Sonra konu ilerledikçe daha da şaşırıyorsunuz.
İzleyen vardır aranızda.Bu kadar mı esinlenir bir filmden yahu?
Ortaçağ'ın karanlık koridorlarında yaşanan entrika dolu İngiltere tarihini bu diziye nasıl aktarmayı düşünüyorlar merak ettim?
Eminim sonunda saçmalayacaklar.Zaten Mahsun Kırmızıgül'ün yakiiin arkadaşı, türkücü tadında, bol kaslı Murat Ünalmış'la fazla sürmez gibi görünüyor.
Ben bir kaç bölüm daha izler bırakır ve haftalık fragmanlarından takip etmek suretiyle bu sene kapatırım sezonunu.Mutlaka bu esinlenme ben de sövme etkisi yaratacaktır.
İzleyenlere iyi seyirler:P....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























