Yüklenmeyi bekleyen bir sürü fotoğraf var...Bense evde bilgisayarın başına geçmeyi lüzumsuz gördüğümden bir türlü bloguma "sahici" fotoğraflar koyamıyorum.Halbuki bu hafta sonu çok enteresan kareler yakaladım.
Sabahları serviste, Çamlıca manzarasına bakarken, eğer müziğin biçimi "kop gel" tarzında değilse, aklım bulanmadan derinlemesine düşünecek fırsatım oluyor.Genelde bir gün öncesi okuduklarım veya yaşadıklarım etkiliyor beni.
Bu sabah da, kreş meselesi yeniden kurcaladı aklımı.Acaba oğlumu kreşe göndermenin iyi yanlarından bahsederken aslında "oğluma yetemedim"i mi çıkarıyordum ortaya.Bu kadar çok cümle kurmazdı, bu kadar çok şarkı bilmezdi...Ben bunları veremeyeceğimden emindim belki de.Her ne kadar "rahat anne" havalarında gezsem de bilinç altımın "o kadar okuyorsun, öğreniyorsun, yine de bu çocukta bir terslik var" baskılarıyla meydana gelen "mükemmelliyetçi anne" halimi, onu kreşe göndererek çözdüğümümü zannediyordum.
Kısa günün karı mıdır kreşler? Yoksa cidden ileride kalıcı meyveler olara mı sunulacak hayatımıza?
Bu kadar çok sorgulamamım sebepleri de var tabi...2,5 yaşındaki laf cambazının annesinin yüreğine attığı oklar var.
Bir Cumartesi günü salonda babasıyla güreşen oğluna:
"Annecim gel bana da sarıl" dediğinde anne, omuz silkerse çocuk ve devamında konuşma şu şekilde ilerlerse;
-Ama annecim ben seni çok özledim, tamam bugün eğitimim vardı, seninle ilgilenemedim, haklısın ama bana küsme!
-Küstüm!
-Bak bugün babanla beraberdiniz.Hem ben seni hiç yalnız bırakıyor muyum?
-Okulda bırakıyorsun ya!!!...
2,5 yaş...Bunu söylemek için biraz erken değil miydi?
Korktuklarımızdan sınav oluruz ya hayatta hep.Oğlumun sevgisini kaybetmek gibi bir takıntım var.O da bunu biliyor, hissediyor ve aklı erdikçe kullanıyor.
Çözüm....Vallahi kaçıp gidelim İstanbul'dan, bırakalım bu kapitalizm üzerine kurulu yaşamlarımızı, küçücük evimizde, az aşım, kaygısız başım modlarına girelim desem...
Bu saatten sonra yemez gibi geliyor.
İroniden de bahsedeyim.Ben bunları yazmadan 10 dk.önce banyoma yapacağım tadilat için model seçiyordum.İşte şu aşağıdakini yapabilir miyim diye düşünüyordum.Ne enteresan insanoğlu, ne enteresanım ben...
içsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Şubat 2011 Salı
4 Şubat 2011 Cuma
Gidenin ardından...
Buraya fotoğrafını ya da adını koymayacağım.Çok fazla yazıldı çizildi.Kimse neden başka birinin evinde öldüğünü anlamadı, sorguladı.Sanki nerede, ne zaman ve nasıl öleceğimizi hesaplayabiliyormuşuz gibi...
Ne şekilde olduğuna da açıklık getiremediler.Sanki gideni geri getirebilecek bir bilgiymiş gibi.Halbuki ne önemi var.
Geride kalan yavrusu için ağladım...Anne olduğum için acıyı kalbime taşıdım.Ne şekilde bizi bıraktığı konuşula dursun, acımasızca ve saygısızca gidenin arkasından, kalanın hatrını çiğneyerek yazı yazanlara şunu hatırlatmak isterim.
Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir. " (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Birr ve Sıla, 85)
Tüm iyi ve kötü davranışlarımızın bir karşılığı var.Bunu bilerek yaşayabilmek dileğiyle...
Ne şekilde olduğuna da açıklık getiremediler.Sanki gideni geri getirebilecek bir bilgiymiş gibi.Halbuki ne önemi var.
Geride kalan yavrusu için ağladım...Anne olduğum için acıyı kalbime taşıdım.Ne şekilde bizi bıraktığı konuşula dursun, acımasızca ve saygısızca gidenin arkasından, kalanın hatrını çiğneyerek yazı yazanlara şunu hatırlatmak isterim.
"Her kim bir müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah'u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter.
Her kim müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği birşeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir. " (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Birr ve Sıla, 85)
Tüm iyi ve kötü davranışlarımızın bir karşılığı var.Bunu bilerek yaşayabilmek dileğiyle...
26 Ocak 2011 Çarşamba
Pembe Güller...
Karmakarışık duygular içindeyim bugünlerde.Hayatımda düzelen birşeyler olduğunda hep böyle olur.Ben feraha çıkınca çevremde birileri dara girer.Yine sevinemem yine rahatlayamam.Aslında başkalarının duygu ve düşüncelerine fazlasıyla yaptığım empati beni bu duruma sokar.Birinin derdini dinlemekle kalmam dertlenirim.Dertlenmemeyi öğütlerim kendime, yüz ifadem bile ele verir beni.
Sonra duygu patlamalarıyla gelen çok olur yanıma.Ben de ise, patlaya patlaya delik deşik olmuş bir yürek kalır.
Ofiste bir memnuniyetsizlik var.Yapılan adaletsizlikler dışa vurulmaya, çalışanlar isyan etmeye başladı.Herkes ayrı konuşuyor.Gelip bana konuşuyor.Sanki yetkili mercii benmişim gibi.Tavşan dağa küsüyor bunu diğer tavşana anlatıyor ama dağın haberi yok.Ne saçma!
.Sevmiyorum işte böyle olunca.Şu hayatta o kadar düşünülecek şey varken, ufacık şeylerden kocaman mutluluklar çıkarmak gerekirken, onun bunun çamurunda debelenmek niye?Beynimi bunlarla meşgul etmek istemiyorum.Ben pembe güllerin kokusunu her daim duyan, kızgın kumlardan serin masmavi sulara dalmayı hayal eden, insanlara ağızlarından hep hayır çıkar hevesiyle yaklaşan biri olmak istiyorum.
Ya hayır konuşun ya da susun' a sığınarak....
Bu pembe güller hepimize gelsin.Ve bu güllerin götüntüsünü gözüme çalan Doğadan Büyülü Bohça Güllü Yeşil Çay a sevgilerimle:)
Kaynak
Sonra duygu patlamalarıyla gelen çok olur yanıma.Ben de ise, patlaya patlaya delik deşik olmuş bir yürek kalır.
Ofiste bir memnuniyetsizlik var.Yapılan adaletsizlikler dışa vurulmaya, çalışanlar isyan etmeye başladı.Herkes ayrı konuşuyor.Gelip bana konuşuyor.Sanki yetkili mercii benmişim gibi.Tavşan dağa küsüyor bunu diğer tavşana anlatıyor ama dağın haberi yok.Ne saçma!
.Sevmiyorum işte böyle olunca.Şu hayatta o kadar düşünülecek şey varken, ufacık şeylerden kocaman mutluluklar çıkarmak gerekirken, onun bunun çamurunda debelenmek niye?Beynimi bunlarla meşgul etmek istemiyorum.Ben pembe güllerin kokusunu her daim duyan, kızgın kumlardan serin masmavi sulara dalmayı hayal eden, insanlara ağızlarından hep hayır çıkar hevesiyle yaklaşan biri olmak istiyorum.
Ya hayır konuşun ya da susun' a sığınarak....
Bu pembe güller hepimize gelsin.Ve bu güllerin götüntüsünü gözüme çalan Doğadan Büyülü Bohça Güllü Yeşil Çay a sevgilerimle:)
Kaynak
24 Ocak 2011 Pazartesi
Ev, iş, eş...
Eşim geldi.
Eve neşe geldi.
Onsuz günler hafızalardan silindi gitti.
Asım Alp babayı görür görmez ezberlediği repliği uyguladı."Babacıımmm!"...
Bende ise 5 ayın yorgunluğu çıkıyor, uyumak istiyorum hep...
Kendimi motive eder diye dekorasyon sitelerinde geziniyorum.El yapımı parçalara bakıyor, Allah'ın kadının fıtratında yarattığı, o harika gücüne hayran kalıyorum.Güzel bakan gözlerin, dünyayı nasıl da güzelleştirdiğine tanık oluyorum.
Ah dikiş makinem, 3 hafta oldu galiba başına oturamadım.Bu hafta söz, bekleyen siparişlerin hatırına, o güzel insanların beni beklediğinin, bebelerin ayaklarının üşüdüğünü düşünerek, başına oturabilmek için çok çabalayacağım.
İlham gelince vakit olmaz ya, vakit varken ilham.Kaçırmamam lazım bu sefer.
Evimizde de bir kaç tadilata gireceğiz.Cebimizdeki el verdiği kadar.
Şuan tüm ev pembe.Renkliliği severim ama tüm evde olunca göz yoruyor.Evin sade görüntüsünü aksesuar seçimleriyle renklendirmek daha mantıklı sanki.
Şimdi ev aşağıdaki gibi:
Eve neşe geldi.
Onsuz günler hafızalardan silindi gitti.
Asım Alp babayı görür görmez ezberlediği repliği uyguladı."Babacıımmm!"...
Bende ise 5 ayın yorgunluğu çıkıyor, uyumak istiyorum hep...
Kendimi motive eder diye dekorasyon sitelerinde geziniyorum.El yapımı parçalara bakıyor, Allah'ın kadının fıtratında yarattığı, o harika gücüne hayran kalıyorum.Güzel bakan gözlerin, dünyayı nasıl da güzelleştirdiğine tanık oluyorum.
Ah dikiş makinem, 3 hafta oldu galiba başına oturamadım.Bu hafta söz, bekleyen siparişlerin hatırına, o güzel insanların beni beklediğinin, bebelerin ayaklarının üşüdüğünü düşünerek, başına oturabilmek için çok çabalayacağım.
İlham gelince vakit olmaz ya, vakit varken ilham.Kaçırmamam lazım bu sefer.
Evimizde de bir kaç tadilata gireceğiz.Cebimizdeki el verdiği kadar.
Şuan tüm ev pembe.Renkliliği severim ama tüm evde olunca göz yoruyor.Evin sade görüntüsünü aksesuar seçimleriyle renklendirmek daha mantıklı sanki.
Şimdi ev aşağıdaki gibi:
Filli Boya'dan sanal renklendirme yapabilirsiniz siz de...
12 Ocak 2011 Çarşamba
Öyle geçti işte zaman...
Oğlumla baş başa geçirdiğimiz son günlerimizi yaşıyoruz...
Eşimin askerde olması sebebiyle yaşadığımız hasreti anlatmam mümkün değil, sadece yaşayan bilir diyebilirim...Asım Alp bu sabah servisin canımdan dışarı bakarken "Abuş(babası) gelecek.Ben ona sarılacağım.Babaaa diyeceğim, o da oğluumm diyecek" dedi kendi kendine.Gel de ağlama.
Yukarıdan aşağı okuduğumda kendimde gördüğüm dengesizliklerin haddi hesabı yok yani.
Duygusal bir yazı olacaktı bu:)
Eşimin askerde olması sebebiyle yaşadığımız hasreti anlatmam mümkün değil, sadece yaşayan bilir diyebilirim...Asım Alp bu sabah servisin canımdan dışarı bakarken "Abuş(babası) gelecek.Ben ona sarılacağım.Babaaa diyeceğim, o da oğluumm diyecek" dedi kendi kendine.Gel de ağlama.
Hasret zordu, kimi zaman kurbağalama, kimi zaman sırt üstü yüzdük, yüzdük,kuyruğuna geldik artık.Pazartesi günü babamız uçaktan iniyor.
Madalyonun diğer yüzünü de anlatmak isterim.5 ay oğlumla birebir ilgilendim.Hem anne oldum hem baba, birbirimize sarılıp yattık, aynı tabaktan yedik(cidden, üşengeçliğimden oldu bazen), parklara beraber gittik...Az gittik ama beraber gittik.Arabada sadece ikimizdik.Yollarda sohbet ettik.(Kimi zaman aklımı karıştırdığı için susturdum:P)...2 kişilik bir yaşam formu oluşturduk.Dolapları kendimize göre düzenledik.Daha sade bir yaşam sahiplendik 5 ay.
Şimdi yeniden 3 olacağız.Vakt-i zamanında 7 kişi yaşamışlığımda var, sonradan 3'e düşünce afalladığım.Şimdi 2'den 3'e geçmek nasıl olacak merak ediyorum.
Sanki Asım Alp'e biz artık babanla uyuyacağız, sen odanda yat demek ağrıma gidecekmiş gibi...Asım Alp'in sevgisini paylaşacağız, paylaşınca azalacakmış gibi?Yavrumuzu birbirimizden kıskanacakmış gibi...Saçma ama düşünmeden edilemiyor.
Ah Osman, ah Ali siz düşündürtüyorsunuz bana bunları.İzlemeyeceğim yahu ben bu diziyi bir daha...:))))))
Ay böyle Cemile ifadesiyle izliyorum bu diziyi.
Duygusal bir yazı olacaktı bu:)
Bu adam kim?
(bilene hiç bir vaadim olmayacak)
5 Ocak 2011 Çarşamba
İnşirah
Toplum yapımız gözle görülür bir şekilde değişir oldu.Ben daha 30'u görmedim, ahkam kesecek bilgi ve tecrübe birikimim yok ama terbiyem müsade etmediği için 10 sene öncesine göre şimdilerde tabir-i caiz "alemin ne olduğunu" söyleyemiyorum.
Herkes mi aynı konuyu konuşur, herkesin mi derdi sadece kendidir ve herkes mi sadece dağıtarak "rahatlamayı" tercih eder?..Akıl dağıtmak, para harcamakla, yemekle, içmekle, mekan mekan dolanmakla olur da, biz mi kaçırdık? İyi ki kaçırmışım.
O yüzden yazmak zorundayım, unutmamak için yazmalıyım:
1- Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?
2- Senden yükünü indirmedik mi?
3- O senin sırtını ezen yükü.
4- Senin şanını yüceltmedik mi?
5- Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
6- Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
7- O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.
8-Ancak Rabbine yönel.
24 Aralık 2010 Cuma
Sevgi karşılıklı olmaz...
Sevgi karşılıklı olmaz...Uzakta da olsa kalpler, birse eğer, yanyana gelindiğinde bir bakış yetiyorsa halden anlamaya, dostsunuzdur o insan.Bunca zaman neredeydin demezsiniz, hesap sormazsınız.Her neredeyse, nasılsa ve ne yapıyorsa iyiliği için dua edersiniz.Zaten duadan daha büyük ne verebilirsiniz ona.
Benim bu hayatta 3-4 tane dostum var.Ne mutlu bana ama biliyor musunuz benim bu hayatta bir çok arkadaşım var ve beni kaprisleriyle bitirmek üzereler.
Lütfen! aramamışımdır, sormamışımdır, doğru.Çünkü ben sizin sadece arkadaşınızım,hani bir aradayken sohbet etmeye yarayan.Dostunuz ya da sevgiliniz değilim, kardeşiniz ya da ailenizden biri de değilim.
Kaprislerinizi gidin ilgili merciilere yapın.
Ben oturayım şu dünyanın merkezine biraz, sıkıntılıyım işte, yanıyorum, gücüm kalmadı, şafak saya saya ağarttım saçlarımı, hastalıklarla ağırlaştım, kolum kanadım kırıldı.Dert değil dedim, sınav=hayat dedim, destek olmuyorsanız köstek de olmayın.
Yeter!
Benim bu hayatta 3-4 tane dostum var.Ne mutlu bana ama biliyor musunuz benim bu hayatta bir çok arkadaşım var ve beni kaprisleriyle bitirmek üzereler.
Lütfen! aramamışımdır, sormamışımdır, doğru.Çünkü ben sizin sadece arkadaşınızım,hani bir aradayken sohbet etmeye yarayan.Dostunuz ya da sevgiliniz değilim, kardeşiniz ya da ailenizden biri de değilim.
Kaprislerinizi gidin ilgili merciilere yapın.
Ben oturayım şu dünyanın merkezine biraz, sıkıntılıyım işte, yanıyorum, gücüm kalmadı, şafak saya saya ağarttım saçlarımı, hastalıklarla ağırlaştım, kolum kanadım kırıldı.Dert değil dedim, sınav=hayat dedim, destek olmuyorsanız köstek de olmayın.
Yeter!
19 Aralık 2010 Pazar
Şükür
Nasıl oluyor da bazen yaprak kıpırdamazken hayatımda, bazen herşey üstüste geliyor.Tam da 'evet şimdi normale döndük, hadi yola devam' dediğimde bir aksilik ya da can sıkıcı bir hadise oluyor.Ya ben de, ya çevremde.
Bugünümüze şükür diyerek, geceleri ıslanan seccadede umutlarımızı dökerken, yakarırken gelene, sınav demekle geçiştirmeye çalışıyoruz.Aslında kalben sınava inanıp inanmadığımız meçhul.Çünkü inansak, yaşadıklarımız büyüyüp nefsimize ağır gelmez.
3 saatte bir buhar alıyoruz ve serumla antibiyotik.Annem yanımda, bilgisayarım kucağımda, oğlum neşeli ve en önemlisi zatürre falan değiliz biliyorum.Tedbir için buradayız, her hücrem adedince şükürler olsun!!!
Bugünümüze şükür diyerek, geceleri ıslanan seccadede umutlarımızı dökerken, yakarırken gelene, sınav demekle geçiştirmeye çalışıyoruz.Aslında kalben sınava inanıp inanmadığımız meçhul.Çünkü inansak, yaşadıklarımız büyüyüp nefsimize ağır gelmez.Bunları hastane odasından yazıyor olmam da bir olay.Basit bir soğuk algınlığının, yavrumun bünyesinde zatürre başlangıcına dönüşme ihtimaliyle, 3 gün hastanede konaklamaya dönüşeceğini bilemezdim.
13 Aralık 2010 Pazartesi
Hasta Oldum, duma duma dum!
Üşüttüm.Bu sefer kafayı değil tüm vücudu.İçim yanıyor, dışım buz gibi...Dokunmasın istiyorum hiç kimse sanki dokunurlarsa liğme liğme olacak etlerim.Suya elimi sokamıyorum, donuyorum resmen.Keşke birileri bana şu masadan hazırlasa, ben de oturup afiyetle yesem:P....(Ne alaka değil mi?Naz işte...)
Kreş maceramızda son durumlar şöyle:
-Asım Alp her sabah mütemadiyen ben okula gitmeyeceğim diye uyanıyor.
-Her akşam gülerek ve yarın okula gideceğim diyerek geliyor.
-Bu yaman çelişkiyi yemeyen anne, sabahları kendini ne kadar yırtsa da oğlu için üzülmüyor.
-Kelebekler, tırtıllar yapıyor, sana yaptım diyerek beni ihya ediyor.
-Tuvalet eğitimi bir iyi, bir kötü, saldık çayıra mevlam kayıra, wc fobisi onda değil, ben de başlayacak:P
Bu arada Şafak 35 bugün, İzmir'lilere selam olsun, yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz kocam gelecek askerden inşallah.
İçim pır pır...
7 Aralık 2010 Salı
Ayaklarım üşüyor, ofiste herkes gergin.Şirketimiz iç tetkikle karşı karşıya bugün.Çocuk gibi sözlüye tabi tutacaklarmış bizi.Ne var ne yok soracaklarmış.Kalite politikalarımız, Gençliğe Hitabe gibi ezberletildi.Hey Allah'ım bir de bununla uğraşıyoruz...
2 gün önce en yakın arkadaşımın kardeşinin odasına daldım."Naber bıcırık?" la girdiğim odadan "Büyüksün Hocam" diyerek çıktım.Elimde büyümüştü, hani aramıza almazdık, ayak bağı olurdu.
Resim öğretmenliğinde Gülsüm.Kendine harika bir tablet almış.Çocuk gibi sevindim.Çizdim saçma sapan.Yaptığı projeleri, stop-motion'ları izledim.Bundan 6 sene önce mutlaka bir reklam ajansında çalışmak için hırs yapan ben...Elimde büyüyen o küçük kız...Yok olan hayallerim ve bugün...İç tetkik ve süreç yönetimi beyinli şahıs...Kim bu, ben değilim çünkü?
2 gün önce en yakın arkadaşımın kardeşinin odasına daldım."Naber bıcırık?" la girdiğim odadan "Büyüksün Hocam" diyerek çıktım.Elimde büyümüştü, hani aramıza almazdık, ayak bağı olurdu.
Resim öğretmenliğinde Gülsüm.Kendine harika bir tablet almış.Çocuk gibi sevindim.Çizdim saçma sapan.Yaptığı projeleri, stop-motion'ları izledim.Bundan 6 sene önce mutlaka bir reklam ajansında çalışmak için hırs yapan ben...Elimde büyüyen o küçük kız...Yok olan hayallerim ve bugün...İç tetkik ve süreç yönetimi beyinli şahıs...Kim bu, ben değilim çünkü?
3 Aralık 2010 Cuma
Kreş Macerası Seri 2 - Haftanın Bitişi
5.gün oldu bugün kreş maceramızda.Her gün istisnasız söktüler üzerimden resmen.Tabir-i caizse yırttı kendini "Anne sen de gel" diye.
Yalnız dikkat edilmesi gereken şuydu.
"Anne beni bırakma!" değildi söylediği."Anne sen de gel" diyor.
Yani okulu sevdi ama benden ayrılmak hoşuna gitmedi.
Alışacak.Çünkü öğretmeni ben masama oturur oturmaz telefon açıyor ve "Oğlunuz kısa sürede oyuna daldı, içiniz rahat olsun" diyor.10 dk.bile değil geçen süre.
Bu dönemi kısa süre sonra aşacağımızı umut ediyorum.Kreşten yüzü gülerek geliyor.Orada çok mutlu olduğunu ve sürekli konuştuğunu söylüyorlar.Parmak boyası yapıyor, kukla gösterileri izliyor ve en önemlisi paylaşmayı öğreniyor.
Şu sıralar benim ona veremediklerim bunlar.Verme şansım da yoktu.İyi bir karar verdim sanırım:)
Tuvalet eğitimi de iyi gidiyor.Kreşte öğretmeni sık sık götürdüğü için kaçırma durumu olmuyor.Ofiste 2 kere kaçırdı ama evde ve gece sorunsuz.Tek başıma halledemediğim bu konu da kısa bir süre sonra çözülmüş olur diye düşünüyorum.
Bugün umutla başladık güne hadi hayırılısı:) Destek olan herkese teşekkür ediyorum.
------------------------------------------------------------------------------------
Bunların dışında evde yalnız hallerimiz devam ediyor.Devamlı arkadaşlara yama durumundayım.Bana gelin, olmadı ben geleyim halleri.Koşuşturma arasında tüm dizilerin ucu kaçtı, hiçbir şeyi takip edemez oldum.Birkaç kez tekrarına denk geldiğim Karadağlar var.Dönem dizisi olması hoşuma gitti, yeşilliği ve müziği.Karamazov Kardeşler'den alıntıymış.Senaryoya değil görselliğe ağırlk veren bir çalışma yine.Başrol hatunun görselliği müthiş zaten:)Kurtlar Vadisi kesmemiş onu sanırım:P...
Yalnız dikkat edilmesi gereken şuydu.
"Anne beni bırakma!" değildi söylediği."Anne sen de gel" diyor.
Yani okulu sevdi ama benden ayrılmak hoşuna gitmedi.
Alışacak.Çünkü öğretmeni ben masama oturur oturmaz telefon açıyor ve "Oğlunuz kısa sürede oyuna daldı, içiniz rahat olsun" diyor.10 dk.bile değil geçen süre.
Bu dönemi kısa süre sonra aşacağımızı umut ediyorum.Kreşten yüzü gülerek geliyor.Orada çok mutlu olduğunu ve sürekli konuştuğunu söylüyorlar.Parmak boyası yapıyor, kukla gösterileri izliyor ve en önemlisi paylaşmayı öğreniyor.
Şu sıralar benim ona veremediklerim bunlar.Verme şansım da yoktu.İyi bir karar verdim sanırım:)
Tuvalet eğitimi de iyi gidiyor.Kreşte öğretmeni sık sık götürdüğü için kaçırma durumu olmuyor.Ofiste 2 kere kaçırdı ama evde ve gece sorunsuz.Tek başıma halledemediğim bu konu da kısa bir süre sonra çözülmüş olur diye düşünüyorum.
Bugün umutla başladık güne hadi hayırılısı:) Destek olan herkese teşekkür ediyorum.
------------------------------------------------------------------------------------
1 Aralık 2010 Çarşamba
Kreş Macerası Seri 1 - İlk 2 gün
Pazartesi: Hiç sorun yok!
Sabah: "Hadi oğlum işe gidiyoruz" dediğimde gözlerini fal taşı gibi açtı.O kadar çok istiyordu ki benimle işe gelmeyi.Meraktan ölüyordu resmen.Sokağın başından binamızı gördüğünde alkış tuttu.Kahkaha atarak girdi içeri.Sanki tüm gün dosyaları o hazırlayacak(!)
Ofiste: Kahvaltı yaptık.Bir adet bıldırcın yumurtasını hüpletti.Kreşte kahvaltı yapacağı için ekmek va süt vermedim.Güle oynaya çıktık.
Kreşte: Beraber girdik kreşe."Gitme" dedi önce, oyun odasında.Gitmeliyim dedim, kabul etmedi.O oyuna daldığı bir sırada sıvıştım.(Biliyorum yanlıştı)
Bir süre aramış beni sonra ağlamadan kabullenmiş gidişimi.Dalmış oyuna.Akşama kadar gıkı çıkmamış.Öğretmeni hayran kalmış.Beni yine de uyardılar ama.İlk gün meraktan ses çıkarmaz sonraları ağlar diye.
Akşam: Kreşle ilgili hiçbir şey anlatmadı.Sessizdi, kendi kendine oynadı.Oyuncaklarını özlemiş.
Tüm gün bezsiz dolaşmış ve hiç kaçırmamış.Evde koyverdi sağolsun.Bir de cır cır olmuş.Tüm nazı bana tabi:)
Salı: Artçı şoklar başlıyor...
Sabah: Yine işe gidiyoruz diye çıktık evden.Sorunsuz uyandı ve giyindi.
Ofiste: Ofisi kreşten çok sevdiği belliydi.Bir de sakız, şeker verenler olunca daha da hoşuna gitti.Sabah binanın kapısından öğretmenine teslim ederken çok ağladı.Etrafımdaki bir kaç annenin desteğiyle ofise dönebildim.Çok üzüldüm.
ve bugün...
Sabah: "Hadi oğlum işe gidiyoruz" dediğimde gözlerini fal taşı gibi açtı.O kadar çok istiyordu ki benimle işe gelmeyi.Meraktan ölüyordu resmen.Sokağın başından binamızı gördüğünde alkış tuttu.Kahkaha atarak girdi içeri.Sanki tüm gün dosyaları o hazırlayacak(!)
Ofiste: Kahvaltı yaptık.Bir adet bıldırcın yumurtasını hüpletti.Kreşte kahvaltı yapacağı için ekmek va süt vermedim.Güle oynaya çıktık.
Kreşte: Beraber girdik kreşe."Gitme" dedi önce, oyun odasında.Gitmeliyim dedim, kabul etmedi.O oyuna daldığı bir sırada sıvıştım.(Biliyorum yanlıştı)
Bir süre aramış beni sonra ağlamadan kabullenmiş gidişimi.Dalmış oyuna.Akşama kadar gıkı çıkmamış.Öğretmeni hayran kalmış.Beni yine de uyardılar ama.İlk gün meraktan ses çıkarmaz sonraları ağlar diye.
Akşam: Kreşle ilgili hiçbir şey anlatmadı.Sessizdi, kendi kendine oynadı.Oyuncaklarını özlemiş.
Tüm gün bezsiz dolaşmış ve hiç kaçırmamış.Evde koyverdi sağolsun.Bir de cır cır olmuş.Tüm nazı bana tabi:)
Salı: Artçı şoklar başlıyor...
Sabah: Yine işe gidiyoruz diye çıktık evden.Sorunsuz uyandı ve giyindi.
Ofiste: Ofisi kreşten çok sevdiği belliydi.Bir de sakız, şeker verenler olunca daha da hoşuna gitti.Sabah binanın kapısından öğretmenine teslim ederken çok ağladı.Etrafımdaki bir kaç annenin desteğiyle ofise dönebildim.Çok üzüldüm.Kreşte: İlk 15 dk.ağlamış sonra tüm gün oyuna devam.Kreş müdiresi pimpirikli hallerime destek oluyor devamlı, kadın benden sıkılacak."Tamam Birben Hanım.Hayır ağlamıyor Birben Hanım.Ağlasa da olacak bunlar, başlarda olur vs."
Tüm gün kuru, sadece bahçeye çıktığında çok az kaçırmış altına.Akşam: Kreşten ofise bırakılıyor çocuklar.Çıkmadan 10 dk. önce tuvalete götürdüm."Yok" dedi yapmadı.1 dk. geçmedi giydirir giydirmez üzerine yaptı.Yanımda yedek yoktu, hemen kreşe koştuk.Yedeklerden aldık.O sırada çıplak bekledi.Ofistekilere rezil oldum.(Teşekkürler oğlum.)
Evdeyse sorun yaşamadık.Sık sık götürüyorum tuvalate yine.
Kreşe kendim bırakmak istedim.Yine çok ağladı.Anlatmaya çalıştım ama dinlemedi."Hoşçakal akşam geleceğim" dedim ve o ağlarken çıktım.Bahçede ben de ağladım.
Şimdi bilgisayar başında bunları anlatıyorum.Kalbim sızlayarak.
Bakalım ağlak günlerimiz ne kadar süre sonra normale dönecek?
Kararlı durabilecek miyim acaba?
29 Kasım 2010 Pazartesi
Kreş Macerası
Hastalıklar ve vefat haberleriyle geçen bir bayramın ardından toparlanmam zor oldu.O arada bir de karar verdim ki, ben bile hala emin değilim bundan.
Umarım vicdanımı sızım sızım sızlatan sesler beni daha fazla yormaz ve ben de kreş olayına çabuk alışırım.
Asım Alp'i iş yerimizin kreşine azdırdım.Bundan sonra sabahları benimle işe gelip akşamları dönecek.İyi mi ettim bilmiyorum, diyorum ya ani görünen ama bayağıdır kafamı kurcalayan bir karardı.
Kreş maceralarımızı ilerleyen günlerde anlatacağım.Bugün ilk günümüz ve bu saate kadar bir maraz yaşamadık.
11 Kasım 2010 Perşembe
Suyun gücü
"Suya saygı duymalıyız. Sevgi ve minnet duyup pozitif enerjinin titreşimlerini hissetmeliyiz. Su değişir, siz değişirsiniz ve ben değişirim. Çünkü, siz de ben de sudan oluşuyoruz." diyor sevimli Japon Dr. Masaru Emoto.
Mutlaka karşılaşmışsınızdır suya okuyup üfleyen bu adamı.Farklı müzikler, farklı sözcükleri söylemişler suya sonra da su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu ile çekmişler fotoğraflarını.Sonuç aşağıdaki gibi.
Aldığı enerjiyle suyun moleküleri şeklini değiştirmiş.Bu zamana kadar neden farkedilmediğini anlamadığım ama insanı depresyona ve umutsuzluğa düşüren bir çok hadisenin bu olayın farkedilmesiyle aşılabileceğini düşündüğüm bir bulgu.Seviyoruz seni çekik gözlü Emoto:)
Vücudumuzun yaklaşık %60'ının su olduğunu düşünürsek,günümüzün büyük bir bölümünü, üzerimize Adolf Hitler okunup üflenmiş gibi gezdiğimizi varsayabiliriz.Trafik, 3.sayfa haberleri, iş stresi, faturalar vs. bizi iğrenç bir hale sokuyor demek ki...
Bir de şunu farkettim, güzel sözler söylenen, duayla bütünleşen va ya dinlendirici melodiler alan suyun molekülleri kar tanelerine benzemiş.Kar taneleri gök yüzünden şeklini alarak iniyor bize değil mi?O zaman güzel bir yerden geliyorlar değil mi? ve o zaman cennet gerçekten varmış, birileri oradan güzel dileklerini okumuş üflemiş üzerimize değil mi?
Kader sadece duayla değişirmiş diye duymuştum.Duanın gücünü yadsıyamayız bu bir gerçek.
Güne güzel sözler duyarak başlayan birinin de, mutlu ve başarılı bir ömür geçireceğini öğrenmiş olduk.
Kimse size birşey söylemiyor olsa bile, evden çıkmadan aynaya bakıp "çok tatlısın" diyebilirsiniz ve duanızı okuyup adımınızı kapının dışına doğru atabilirsiniz.Eminim o gün çok güzel bir gün olur!!!
...ve lütfen çocuklarınızı şımartma korkusuyla güzel sözcüklerinizden mahrum etmeyin:)
Sevimli Japonun kitabı varmış, okumak isteyene tık tık..
Daha fazl teknik bilgi için tık tık...
26 Ekim 2010 Salı
K.i.s.d e yorum olacaktı yazı oldu...
Bugün "Turuncu ve Mavi" nam-ı diğer K.i.s.d (hatta kisdcan) komşuluk üzerine yazmış.Ben de yorum yapmaya kalkıştım, bi ton olunca yazmaya karar verdim.
Şimdilerde kayınvalidemlerin eski evinde oturuyorum.Buraya taşındığımda kayınvalidemin komşuları otomatik olarak benim de komşum oldular.Kendimi şanslı görüyorum.Kapı komşumuz oğluma bakmayı kabul etti.Eşim askere gidince ben gönül rahatlığıyla tek başıma kalma fırsatı yakaladım vs....
Ama son bir aydır her hafta 2 kere alt daireden sopayla dürtülüyoruz.Tanışıyoruz kendisiyle, ortak platformlarda bulunmuşuz daha önce:P...Bu dürtme eylemi nereden geliyor? Yoksa bir Facebook'un içinde yaşadığımızı mı düşünüyor?
Bir kez akşam 10'da, bir kez de sabah 9'da dürttü...E kapıda bacada yakalayıp kibarca rahatsız olduğumu ama rahatsız ediyorsam da özür dilediğimi falan söyleyemeden bir Cumartesi öğlen 2'de dürttü yine sopayla.
Tabi ben de sinirlendim, hastan yok, bebeğin yok, saat geç ya da erken değil, öyle üzerinde kendimizi yerden yere de atmıyoruz be kadın, bu ne şimdi?
Ben de tutamadım kendimi, tepindim üzerinde.Biraz da bağıra bağıra söylendim.Duymuş olacak ki beni her gördüğünde yüzünü çeviriyor.Üzülüyorum aslında böyle medeniyetsiz bir şekilde anlaşmaya çalıştığımız için ama o başlattı kusura bakmasın:(
Sevgili Doğan Cüceloğlu şöyle der: "İnsanlar toplu taşıma araçlarında bebek sesine tahammül edemiyorsa aslında sıkıntı bebekte değildir.Sıkıntı bebek sesine tahammül edemeyen insandadır." ya da bunun gibi bir şey...
Ufacık bir çocuğun koşturmasına dayanamadı komşum.Haksızdı, ben de haksızım bir türlü inip güzelce anlatamadım derdimi.İletişimsizlik ne zor.Ama en zoru tahammülsüzlükte sanırım.
Ev alma komşu al diye boşuna dememişler.
Şimdilerde kayınvalidemlerin eski evinde oturuyorum.Buraya taşındığımda kayınvalidemin komşuları otomatik olarak benim de komşum oldular.Kendimi şanslı görüyorum.Kapı komşumuz oğluma bakmayı kabul etti.Eşim askere gidince ben gönül rahatlığıyla tek başıma kalma fırsatı yakaladım vs....
Ama son bir aydır her hafta 2 kere alt daireden sopayla dürtülüyoruz.Tanışıyoruz kendisiyle, ortak platformlarda bulunmuşuz daha önce:P...Bu dürtme eylemi nereden geliyor? Yoksa bir Facebook'un içinde yaşadığımızı mı düşünüyor?
Bir kez akşam 10'da, bir kez de sabah 9'da dürttü...E kapıda bacada yakalayıp kibarca rahatsız olduğumu ama rahatsız ediyorsam da özür dilediğimi falan söyleyemeden bir Cumartesi öğlen 2'de dürttü yine sopayla.
Tabi ben de sinirlendim, hastan yok, bebeğin yok, saat geç ya da erken değil, öyle üzerinde kendimizi yerden yere de atmıyoruz be kadın, bu ne şimdi?
Ben de tutamadım kendimi, tepindim üzerinde.Biraz da bağıra bağıra söylendim.Duymuş olacak ki beni her gördüğünde yüzünü çeviriyor.Üzülüyorum aslında böyle medeniyetsiz bir şekilde anlaşmaya çalıştığımız için ama o başlattı kusura bakmasın:(
Sevgili Doğan Cüceloğlu şöyle der: "İnsanlar toplu taşıma araçlarında bebek sesine tahammül edemiyorsa aslında sıkıntı bebekte değildir.Sıkıntı bebek sesine tahammül edemeyen insandadır." ya da bunun gibi bir şey...
Ufacık bir çocuğun koşturmasına dayanamadı komşum.Haksızdı, ben de haksızım bir türlü inip güzelce anlatamadım derdimi.İletişimsizlik ne zor.Ama en zoru tahammülsüzlükte sanırım.
Ev alma komşu al diye boşuna dememişler.
18 Ekim 2010 Pazartesi
Aşk ve Mevlana
"Sevgiden acılar tatlılaşır.
Bakırlar altınlaşır sevgiden.
Sevgiden tortular saflaşır.
Dertler derman olur sevgiden.
Ölü, sevgiden dirilir.
Şah, sevgiden köle edilir.
Allah’a karşı bu sevgi ilimdendir.
Bakırlar altınlaşır sevgiden.
Sevgiden tortular saflaşır.
Dertler derman olur sevgiden.
Ölü, sevgiden dirilir.
Şah, sevgiden köle edilir.
Allah’a karşı bu sevgi ilimdendir.
Saçma sapan biri, böyle bir tahta nasıl kurulur?
Eksik bir ilim nasıl doğurur bu aşkı?
Eksik bir ilimden eksik bir aşk doğar maddeye karşı."Birbirimize karşı daha çok kenetlenmemiz gereken zamanlarda, çok özenilenler, olayı aşmış, tasını tarağını toplamış, o da, bu-da, şu da peşinde dinginliği, sevmeyi, saflığı ararken, yanındakine, ruhu asıl zengine, kanına, canına küfretmek niye? Ayrımın, bozgunculuğun, kafa ütülemenin mantığı ne? Kimse açıklamaya çalışmasın, anlayamam bunu ben:(
11 Ekim 2010 Pazartesi
Pazartesi İtirafı ve PTT
İtiraf ediyorum PTT'de çalışan arkadaşların hepsini bir odaya kapatıp göz yaşartıcı bomba kullanmak istiyorum.Hani ağlarlarsa belki duyguları açığa çıkar.
PTT'de bulunan sevgili bayan; ne olur işinin insana hizmet olmasının hatırına, sabah kalkıp saçına, makyajına gösterdiğin özenin hatırına biraz gülümse.Kalemi, kağıdı kafama atar gibi verme.
Ben de bir insan evladıyım, aynı senin gibi...
PTT'de bulunan sevgili bayan; ne olur işinin insana hizmet olmasının hatırına, sabah kalkıp saçına, makyajına gösterdiğin özenin hatırına biraz gülümse.Kalemi, kağıdı kafama atar gibi verme.
Ben de bir insan evladıyım, aynı senin gibi...
10 Ekim 2010 Pazar
Bitmeyen Şarkı
Şu adama şu bıyık, şu kadına da şu makyaj nasıl da havada kalıyor
Her birini 10'ar dakika izlemekle yetinen dizi bünyem yine takıldı bazı mevzulara.Bu mevzular başka başka şeyler düşündürdü.
Bitmeyen şarkı, sönmeyen mum ya da tükenmez kalem gibi birşey midir acaba niyetiyle açtım kanalı.Topu topu 3 sahne izledim.Arka arkaya gelen bu 3 sahnede 2'şer kişi vardı.Bu 2 kişiden biri dolan, diğeri dolduran.Biri susuyor diğeri seriye bağlamış.
Allah'ım 10 dk. içinde beynim şişti.Gaz kapasitesi ne kadar dolu bir diziymiş.Dizi de oynayanarın bir kısmı düşünemeyen diğer kısmı ise devamlı akıl verenlerle sabitlenmiş.
Var, etrafımızda çok var bu tarz insanlardan.Bazıları başkalarının dolduruşuna kolay geliyor (Aman benden uzak olsun) bazıları da kendini fazla havaya sokup akıl verme yarışına giriyor (bu tipler hiç yaklaşmasın).Karşılıklı fikir alışverişinde bulunmanın keyfine ego sokuyorlar.Vardı benim de etrafımda bu şahıslardan, kaçarak uzaklaştım.
Dost edinmenin en kötü yollarından biridir akıl vermeye çalışmak.Karşnızdakini aptallaştırmaktan başka işe yaramaz.Öneride bulunmaya çalışmak daha doğru bir tavır olur.Yapabilene saygılarımla...
15 Eylül 2010 Çarşamba
Pastel bir Hayat
Amy Atlas'ı tanıyan var mı? Ben tanıdığımdan beri hayranım, her sabah bana başka dünyaların kapılarını açıyor, hem de kekler ve pastalarla...
İnsana kendini bir masal dünyasındaymış gibi hissettiren konseptleri var.Alice gibi.
Hayat bu kadar pastel olsa keşke...Yumuşak tonlarda konuşsak, pembenin tozunu değil naifliğini görsek, yeşildeki simgeyi değil cenneti görsek...
İnsana kendini bir masal dünyasındaymış gibi hissettiren konseptleri var.Alice gibi.
Hayat bu kadar pastel olsa keşke...Yumuşak tonlarda konuşsak, pembenin tozunu değil naifliğini görsek, yeşildeki simgeyi değil cenneti görsek...
İç ses:Yastıktan mutlaka ben de yapmalıyım:)
13 Eylül 2010 Pazartesi
Pazartesi İtirafı,Inception ve Mal
Ayaklarım geri geri gidiyor.Bugün aklımdan geçen hep buydu.Nedir derdim anlamıyorum.Kimilerine göre iyi denebilecek bir gelirim, kimilerine göre iyi denebilecek bir iş ortamım ve kimilerine göre iyi denebilecek bir ev yaşantım var.Ama her iyi, herkese göre iyi midir?İyinin anlamı tam olarak nedir ya da iyi sadece kendi halindeyken eksik değil midir?
İyiyim.
Her gün bunu herkese söylüyorum.İyiyim çünkü nefes alıyorum, iyiyim çünkü sağlıklıyım.İyiyim çünkü iyi olmam için sebeplerim var.Peki mutlu olmak nedir?Mutlu olmak için iyi olmak yeterli mi?
Mutlu olmak için şuan yaptığım bazı şeyleri yapmıyor olmam gerekiyor sanki.Mutlu olmam için etrafımda yaşayan %99'luk kitleyi duymamam lazım.Mutlu olmak için risk almam lazım.Risk alıp, çabalamam lazım.Çabalamaya gücüm var mı?%99'a karşı durabilir miyim?Toplum değerleri beni yutarken ben başım dik durabilir miyim?
İnception'u izledim.Mal gibiyim.Eveett genel olarak mal gibiyimdir ama bu sefer Cobb'un eşi Mal gibiyim.Araf'a sıkıştım.
Hangisi gerçek bilemiyorum.Yaşadıklarım mı, yaşamak istediklerin mi?
İyiyim.
Her gün bunu herkese söylüyorum.İyiyim çünkü nefes alıyorum, iyiyim çünkü sağlıklıyım.İyiyim çünkü iyi olmam için sebeplerim var.Peki mutlu olmak nedir?Mutlu olmak için iyi olmak yeterli mi?
Mutlu olmak için şuan yaptığım bazı şeyleri yapmıyor olmam gerekiyor sanki.Mutlu olmam için etrafımda yaşayan %99'luk kitleyi duymamam lazım.Mutlu olmak için risk almam lazım.Risk alıp, çabalamam lazım.Çabalamaya gücüm var mı?%99'a karşı durabilir miyim?Toplum değerleri beni yutarken ben başım dik durabilir miyim?
İnception'u izledim.Mal gibiyim.Eveett genel olarak mal gibiyimdir ama bu sefer Cobb'un eşi Mal gibiyim.Araf'a sıkıştım.
Hangisi gerçek bilemiyorum.Yaşadıklarım mı, yaşamak istediklerin mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















